ALO AMIGA

İşte yeni bir sayı, yeni bir köşe, yeni bir konu! Beğenmeyen okumaz kardeşim, tamam mı? Size zorla gidin Amiga Dergisi alın, bizim dergimiz iyidir, Türkiye'deki en baba kafa bizde, dergi kağıdı kaliteli, bu dergiye bu fiyat çok ucuz diyen var mı? İşte gidip kendi isteğinizle almışsınız dergiyi. Değil mi ama?... Uzatmayalım yani... Zaten bütün sinirlerim tepemde, bütün gün yağmur yağdı, vizeler başladı, Kick-Off 3 gelmiyor (belki siz bu satırları okurken ben de Kick-Off 3 oynuyor olacağım), Metallica konserine bilet bulabilecek miyim, bulsam bile en önde seyredebilecek miyim, yoksa Ahmet San amcam gene Maykıl'da olduğu gibi osuruktan sebepler yüzünden konseri 1998'e mi erteleyecek, vs. vs. vs. Zaten birisi de dergiyi arayıp bizim Alo'nun Thomas'ın teyzesinin kızı olan kızı almadığı için kınamış. Makara sarmayı bilmiyorsun ne diye Alo Amiga okuyorsun?! Ve bu sinir bozukluğuyla bu sayıda mutlaka birilerine sataşmam gerekiyordu!... Ve işte arayıp da bulamadığım konu: Şimdiye kadar dergi takımı hakkında merak edip de kimselere sormaya cesaret edemedikleriniz. Here we go.

CELAL & VEDAT HALLAÇ KARDEŞLER INC.: Zengin bir fabrikatör babanın ve fakir bir annenin biricik iki oğlu. Artist olma hevesiyle yıllar önce Mersin'den İstanbul'a kaçıp umduklarını bulamadılar. Kötü yola düşüp rahmetli Commodore dergisinde ne iş olursa yapmaya başladılar. Ama kimse onların ruhlarını satın alamadı, kendilerini bu bataktan kurtarıp Amiga Dergisi ile temiz bir hayata başladılar. Eski evlerinden ayrıldılar, yeni bir eve bile taşındılar. Ben evi gördüm, çok rahat, halısı bile var. Celal ekmeğini taştan çıkartıp (bkz. atasözü dictionary, Tunç'u taştan oyarlar...) evdeki ikisi kedi beş nüfusu doyuruyor. Vedat'ın meşhuuur "anne" diyebilen kediye imrenerek, kedilerinden birine “ananı!” demeyi öğrettiği rivayet ediliyor. Kediler harbiden çok şirin, bir tanesi ciddi ciddi sapıtmış, durup dururken gaza geliyor, oraya buraya anlamsızca saldırıyor, ama çiplerle uğraşmadığından akli dengesinin Vedat'ınkinden daha sağlıklı olduğu söylenebilir. Söz konusu şahısların metabolizmaları dergi çıktı çıkalı iyice bozuldu, artık ikisi de uyumuyorlar, uykudan korkuyorlar, yanlışlıkla uyudukları zaman rüyalarında gecikmiş dergilerini bekleyen aboneler arkalarından dolanıp iki puan alıyorlar. Bu yüzden uykuyu pizza, makarna ve kolayla gideriyorlar. Netekim daha fazla detaya girersem onlar da benim arkamdan dolanıp iki puan alacaklar.

CAN YALÇIN (Nam-ı diğer REMİX): Galatasaray'dan sonra memleketin Avrupa'daki en başarılı temsilcisi. Eski 64'çü, şu aralar Amiga'yla yakın ilişki halinde. Bilgisayarın başında otururken dış dünyayla ilişkisi kesiliyor, kendinden geçiyor, bu yüzden masasının yanında devamlı bir lazımlık bulunduruyor. Büyük abdestini tuvalette giderdiği zamanlar yanına bir laptop PC alıyor. Telefonla konuşmayı çok seviyor. Kick-Off yeşili tonundan nefret ediyor, hatta bu yeşili görünce psikoza giriyor. Senelerdir tanışırız (tanışmaz olaydık), hala doğru yola sapmadı. Mariah Carey'i sever, tapınır. Eskiden de Madonna'ya tapınırdı, netekim artık gereksiz bir herif olduğu açıkça anlaşılmıştır herhalde. Amiga Dergisi'nde yazabilmek için üste para verdiğinin okuyucular tarafından duyulması, en sinirlendiği konulardan biri, bu yüzden bunu burda yazmıyorum. Şöyle hafif kısa, ince uzun, topluca bir herif. Ayrıca kendisini sevdiğimden bu köşede ona bir iyilik yapmayı düşünüyorum... Bir kağıt kalem alın, adınızı yazın, imzanız ve Can hakkındaki dilek ve temennilerinizi belirten birkaç satırı beraber "Can'a Metallica'yı sevdirme kampanyası" adı altında yazın ve sonundaki adrese yollayın. Belki sizin de yardımınızla topluma yararlı bir insan daha kazanırız...

ERSEN ALPTEKİN: Orta boylu, konuşan, pantolonlu bir herif. Sıfatı editör.

TOLGA KAHRAMAN: Uzunca boylu, o da pantolonlu. Saçı uzun, ama benimki daha uzun, daha güzel, daha bakımlı (Saçımdan bahsetmekteyim, yanlış yorumlanmasın). Kick-Off oynamayı çok seviyor, benle Kick-Off oynamayı hiç sevmiyor. (Tolga'yla en son Kick-Off maçımızın bizzat kendisinden öğrenmek isteyenler için telefon numarası 2. sayfada). Derginin künyesinde adı "Teknik Araştırma" bölümünde geçiyor, neyi araştırdığını bilmiyorum. Onun hakkında daha detaylı bilgiyi, Kick-Off oynamayı öğrendiği zaman yazacağım. Hihihi! A.YAĞMUR TATAY: Bu herif de pantolonlu (Ulan bu dergide herkes birbirini taklit ediyor be!). Onun da saçı uzun. Ama Tolga'dan daha uzun. Bu yüzden baloncukların onyüzbinmilyonu Tolga'ya, yirmiyüzbinmilyonu Yağmur'a. Çünkü onun daha saçı var, daha çok ısınıyor. Değil mi Yağmur?. Herneyse... Zaten Yağmur hakkında ufak bir bilgiyi 2. sayıdaki yazımda vermiştim. (Bkz. 2. Sayı, Alo Amiga köşesi, sol taraftaki karikatürdeki masanın üstündeki yazı). Adının başındaki 'A' harfi 'Ayşegül' arla mini arşivinizin oyunlarını siz seçin... Arayın, sorun.

utandığı için dergiye bastırmıyor. Dergide ayak işlerine bakıyor, çay yapıyor, Ersen'in ayaklarını yıkıyor. Bu yüzden "Katkıda Bulunanlar" bölümünde adı geçiyor, yazı falan yazdığı yok. Aslında çocuğun hakkı, o olmasa o kadar işi kim yapacak? Yağmur, evladım git bana köşedeki bakkaldan bir kola al da gel, paranın üstüyle de kendine ciklet falan al. Hadi canım sallanma. Evet millet, maalesef yerimiz kısıtlı, belki ilerki sayılarda aynı muhabbete devam ederim. Şimdi biraz zevzekliği bırakalım, ciddi takılalım, ve birkaç okurun mektubuna cevap verelim.